Yazılar

Hepimizin en çok önem verdiği konulardan biri cilt bakımıdır. Cildimize iyi bakarsak zamanla ciltte oluşan hasarlardan korunabilir ve yaşlanma karşıtı etkiyi doğal bir şekilde koruyabiliriz. Kış aylarındaki cilt bakım rutini ile yaz mevsimindeki bakım farklı olmalıdır. Kışın soğuktan korumanız gereken cildinizi bu kez güneşten korumanız ön plana çıkar. Cildinize uygun ürün tercihlerini doğru yaparsanız parlak ve canlı bir cilde sahip olmanız mümkün. Peki, yaz mevsiminde cildiniz için gerekli olan ürünler nelerdir?

Güneş Koruyucu Kullanmak

pandemi döneminde D Vitaminin önemi kabul edilse de güneşin zararlı ışınlarından korunmak için spf 30 mutlaka güneş koruyucu kullanmak gerekir. Cildiniz hassassa buna uygun ve yüksek faktörlü bir güneş koruyucusu kullanmanızı öneririz. Güneş ışınları cildinizin nem kaybetmesine neden olurken kurumasına da yol açtığı için bol nemlendirme özelliğine sahip olan ürünleri tercih etmelisiniz.

Makyaj Ürünlerinin Kalitesi

Cildinize uygulayacağınız makyaj ürünlerinin içeriği de önemlidir. Vitamin ve mineral içeren, su bazlı, nemlendirici özellikli ürünleri seçebilirsiniz. Ayrıca ince yapılı fondöten ya da BB-CC krem gibi renklendiricileri kullanırsanız cildiniz daha iyi nefes alacaktır.

Su!

Bol bol su tüketmeliyiz. Yazın su kaybı fazla olduğundan cildiniz içten de kurumaya başlar. Bu nedenle sıvı alımını arttırarak cildinizin daha nemli olmasını sağlayabilirsiniz. Beslenme düzeninize de özen göstermeli ve sağlıklı beslenmelisiniz.

Uyku Düzeni

Uyku düzeninize dikkat edin. Genç görünümlü ve sağlıklı bir cilt için yeterli uyku almanın büyük önemi vardır. Bu noktada gözaltı bakımı da unutulmamalı ve düzenli olarak nemlendirici kremler uygulanmalı, maskeler yapılmalıdır.

Kısacası yaza yaklaştığımız bugünlerde maske takıyor olsak bile en azından yüzümüzün açık kısımlarına mutlaka güneş koruyucu kullanmalısınız. Sağlıklı beslenme, uyku düzeni ve en önemlisi hava sıcaklığının arttığı zamanlarda bol miktarda sıvı tüketmek cildin canlı, sağlıklı ve ışıltılı görünmesini sağlar. Unutmayın cildiniz içinizde gerçekleşen tüm biyolojik olayları yansıtan bir aynadır. Bu nedenle her şeye rağmen gülmeye ve umutlu olmaya devam edin.

Yaşlanma zamanla hücre ve dokularda ortaya çıkan hasarların sonucunda meydana gelen ve ömür boyu devam eden bir süreçtir. Bu süreçler beslenme, çevre koşulları gibi bir çok etmenin de organizmada hasar oluşma hızı üzerinde önemli etkileri vardır. Bu yazımda sizler için yaşlanmanın biyolojik süreçlerin nasıl gerçekleştiğini ve tüm bu doğal süreçte sağlıklı ve güzel yaşlanmak için neler yapılması gerektiğini sizlere aktaracağım.

Yaşam boyunca pek çok süreç değişik düzeyde fizyolojik ve patolojik hasara yol açarak yaşlanmaya katkıda bulunur. Yaşlanma ile ilgili 1990 yılında yapılmış bir derlemede 300’den fazla teorinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu konudaki bilgi birikimi her geçen gün artmaktadır. Hemen her yaşlanma modeli, yaşlanma ile ilgili tek bir mekanizmaya odaklansa da, yaşlanma oldukça karmaşık bir olay olduğundan tek bir mekanizma ile açıklanması mümkün gözükmemektedir. Bu konu hakkında yapılan tüm çalışmalar sonucunda; yaşlanma, bireyin dışarıdan gelen uyarılara karşı (çevre kirliği, sağlıksız beslenme, uyku problemleri gibi…) homeostazı yani vücudumuzun dengesini koruyamadığımız etkenlere bağlı olarak giderek zorlaştığı anlaşılmıştır. Örneğin, yaş ilerledikçe nörodejeneratif bozukluklar gibi birçok hastalığın sıklığı artar. Bağışıklık sistemimiz de meydana gelen değişikliklerle hem otoimmun hastalıklara hem de infeksiyonlara yatkınlık ortaya gittikçe artar. Kanser insidensinde belirgin bir artış gözlenir. Filogenetik bir terim olarak, yaşlılık oldukça yaygındır, fakat evrensel değildir. Tüm türlerde yaşa özgün mortalitede artış görülmez, bu zamanla ortaya çıkan eskime ve yıpranmanın yaşlanmanın önlenemez bir sonucu olmadığına işaret etmektedir. Doğal bir süreç olan yaşlanma elbette şimdilik engellenebilir olmasa da önlenebilir olduğu artık tüm uzmanlarca söylenmektedir. Tüm araştırmalar sonucunda kısaca yaşlanmanın önlenmesi için yapılması gerekenler ise;

SAĞLIKLI BESLENME

Cildimiz en büyük organımızdır. Bakteri, virüs ve diğer dış etkenlere karşı bariyer görevi yapan cilt, bedenin ilk savunma hattını oluşturarak, hava kirliliği veya güneş ışığı gibi çevresel faktörler ile mücadele eder. Cildin bu mücadelesi sırasında içeriden iyi beslenmesi gerekmektedir. Düzensiz beslenmenin yanı sıra vitamin ve antioksidan yönünden yetersiz oranda beslenme, zaman içinde kırışıklık, sarkma ve solgun görünüme neden olabilir. Bu nedenle dengeli ve doğru beslenme hem sağlığımız için hem de güzelliğimiz için çok önemlidir. düzensiz ve yanlış beslenme hem içerden hem de dışarıdan vücudumuza zarar verirken serbest radikal adı verilen maddelerin oluşumunu arttırır. Serbest radikaller ise vücudumuzun ve cildimizin yapısını bozar. Bununla birlikte antioksidanlar ise serbest radikaller ile savaşarak cildimizin sağlıklı ve güzel kalmasına yardımcı olur. Antioksidan bakımından en zengin besinler sebze ve meyvelerdir. Antioksidanlar bitkilerin renkli kısımlarında olduğu için rengi koyulaştıkça içeriği zenginleşir. Çilek, ıspanak, yaban mersini, kuru erik, pancar, brokoli, ahududu, böğürtlen, sarımsak, avokado, patlıcan, koyu yeşil yapraklı sebzeler, portakal ve kırımızı biber antioksidanlara örnek verilebilir. Ayrıca C,D ve E vitaminleri de çok güçlü antioksidan olup dışarıdan destek sağlanabilir.

EGZERSİZ

Fiziksel egzersizin yetersiz olması, fonksiyonel yetersizlik, eklem rahatsızlıkları gibi birçok kronik hastalığın önde gelen nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Yaşın ilerlemesiyle fiziksel aktivitede görülen azalmanın sedanter yaşam tarzı mı, yoksa yaşlanmanın içsel etkileri mi olduğunu belirlemek güçtür. Sağlıklı bir yaşlanma süreci için düzenli aerobik ve kas kuvvetlendirme egzersizleri yapılmalıdır. Günde en az bir saat yürümek, yoga- yüzme gibi egzersizleri yapmak hem eklem, kas salığı için hem de kilo dengemizi korumak açısından çok önemlidir.

KİŞİSEL BAKIM

Elbette beslenme, egzersiz, uyku düzeni sağlığımız ve güzel yaşlanmamız için çok önemlidir. Ancak günümüzde giderek artan birçok kişisel bakım ürünlerinin faydaları da mevcuttur. Kolajen destekli serumlar, antiaging kremler gibi çok çeşitli markaların ürünleri bulunmaktadır. Bu hususta doğru markayı seçmek, hekime danışmak ve en önemlisi doğru şekilde doğru zamanda kullanmak çok önemlidir. Bu tür yardımcıları kullanmak için doğru bilinen yanlış ise 40’lı yaşlarda kullanmaya başlamaktır. bu ürünlerin faydasını görmek için 20’li yaşlardan itibaren kullanmaya başlamak gereklidir. Ayrıca bitkisel kaynaklı evde yapabileceğiniz peelingler de derimizdeki ölü hücrelerden arınarak cildimizin hava almasını, gözeneklerin açılarak derinlemesine temizlik yapılmasını sağlar.

Toparlayacak olursak yaşlanma çevresel birçok etmen nedeniyle gerçekleşen doğal bir süreç olup doğru beslenme, egzersiz yapma, kişisel bakım ürünleri kullanmak gibi hayatımıza kazandıracağımız etkili yöntemler sayesinde önlenebilir veya geciktirilebilir. Yaşlanma elbette olacaktır ancak güzel ve sağlıklı yaşlanma herkesin hakkıdır. Sizlerde okuduğunuz önerileri dikkate alarak sağlıkla ve güzellikle yaş alabilirsiniz.

Son yıllarda yaşlanma ve yaşlılığa bağlı hastalıklar ile ilgili araştırmalara yapılan yatırım ciddi bir artış gösterdi ve herkes gençlik formülünü gizliden gizliye beklemeye başladı. Yaşlanmanın bilinen en temel sebebi telomerlerin kısalması sonucunda hücre bölünmesine izin vermeyerek yaşlanarak ölmesidir. Hatta yaşlılığa bağlı olan hastalıkların ve hatta ölümün de temel sebebi olarak telomerlerin kısalması sonucu ortaya konulmuştur. Bende bu yazımda sizler için telomerin ne olduğu ve yaşlanma ilişkisinin nasıl olduğunu sizlere anlaşılır bir biçimde anlatmaya çalışacağım.

Telomer Nedir?

Telomerler kromozom denilen DNA zincirlerinin uçlarındaki anlamsız nükleotit dizileridir ve asıl anlamlı olan genleri koruyucu bir işlevi vardır. Genç insanlarda 8.000 ila 10000 nükleotitten oluşan telomerler, her hücre bölünmesinde uç kısımdan bir miktar nükleotit kaybederek kısalır. Öyle ki, belli bir eşik değerine geldiğinde hücre bölünemez hale gelir ve ölür. Hatta bu sebeptendir ki, laboratuvar araştırmaları sırasında hücreler bir kaç bölünmeden sonra çok fazla telomer nükleotiti kaybederek ölür ve araştırmayı zora sokar. Halk arasında ‘ecel’ olarak bilinen bu duruma biyolojik olarak bir ‘iç saat’ anlamımda kullanılır. Yakın zamanda Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacıları tarafından yapılan bir araştırma sonucu; insan telomerleri laboratuvar ortamında hızlı ve etkili bir şekilde uzatıldı. Telomerleri uzatılan insan deri hücreleri, diğerlerine göre çok daha genç gibi davrandığı ve ölmek yerine, 40’dan fazla kez bölünmeye devam ettiği açıklandı. Bu çalışmanın sonucuna bakarak bile telomerlerin hücre bölünmesine etkisinin ne oranda olduğunu anlamak mümkün.(Araştırma 26 Ocak 2015 tarihinde FASEB Journal ‘de yayımlandı.) Bu yeni yaklaşım sayesinde yaşlılığa bağlı hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde yeni bir yol açıldığı kesin. Aynı zamanda, telomer kısalması ile ilişkilendirilen, genetik hastalıklar için de bu potansiyel tedaviden yararlanılabilecek.

Yaşlanma Ve Telomer İlişkisi

Yazımın başında da değindiğim gibi yaşlanma doğal bir süreç olup, yapılan çalışmalar sonucunda telomer ile ilişkilendirilmiştir. Hücre bölünmesi görevi olan telomerler zamanla kısaldığı için hücre bölünemediği zaman artan yüzey-hacim oranına, artan büyüklüğüne karşı herhangi bir cevap veremez ve bunun sonucu olarak da hücre ölümü meydana gelir. Hücre, yeni hücreler oluşturamadan öldüğü için, organizmanın genelinde yaşlanma meydana gelir.

Peki O Zaman Neden Hücrelere Telomeraz Takviyesi Yapıp İnsan Ömrünü Uzatmıyoruz?

Telomer ile ilgili yazılan yazılardan sonra en çok sorulan soru hücrelerimize telomer ekleyerek ömrümüzü uzatabilir miyiz? oluyor. Aslında bu sorunun yanıtı bilimsel olarak mümkün ancak pratikte çokta mümkün değil. Çünkü bizde somatik hücre sayısı oldukça fazla ve vücudumuzun çok çeşitli yerlerine dağılmış durumdadır. Burada yapılabilecek bir gen tedavisi çalışması ile somatik hücrelerimize ”telomeraz” enzimini kodlayabilecek bir gen dizilimine sahip bir vektör yerleştirmek gerekir. Yerleştirilecek bu vektörün aynı zamanda hiçbir hücrede toksititeye (zehir)neden olmaması ve uzun süre ekspresyon(çoğalma) yapabilme kabiliyetinde olması gerekir. Böyle bir tedavi yöntemini bulmak oldukça güç, maliyetli olduğu kadar iyi bir laboratuvar alt yapısı da gerektirir. Ayrıca hücrede oluşacak telomeraz seviyesini de belirlemek de zor olacaktır. Tüm bunlar düşünüldüğünde hala yaşlanmanın gizemi tam olarak çözülememiştir. Ancak yapılan çalışmalar gittikçe bizlere yol gösterme yaşamın gizemli olaylarını anlamaya yardımcı olmaktadır. Ayrıca çalışmalar sonucunda telomeraz takviyeli kremler, serumlar da karşımıza çıkmaya başlamıştır.

Sonuç olarak yaşlanmak bizler için doğal bir süreçtir ve önemli olan yaşlanırken sağlıklı, güzel ve yaşam dolu yaş almaktır. Bilim insanları tam olarak yaşlanmanın telomer kısalığı etkisini kanıtlayana kadar bizler sağlıklı beslenme, uyku düzeni, bol miktarda su tüketmek, vitamin takviyeleri ile vücudumuzu desteklemek ve artık yaşlanmayı önlediği kesin olan kolajen içerikli takviyeler kullanmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.